Pzt, Eyl 25, 2017 - 01:42
A- A A+
SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ
Londra Pazartesi 25 Eylül - 01:42 Rain 16 °C Yarın Cloudy 18 °C

Theresa May nasıl bir başbakan olacak?

Yayınlandı 15 Temmuz 2016 - 16:35

İstifa eden Başbakan David Cameron’un yerine Birleşik Krallığın tarihinde ikinci defa bir kadın, ülkeye başbakan oldu. Disiplinli, titiz ve asosyal karakteri ile bilinen Theresa May, en uzun süre görevde kalan içişleri bakanı unvanına da sahip. May’in önümüzdeki dönemde nasıl bir siyaset izleyeceği ise merak konusu.

İngiltere, yakın siyasi tarihinin belki de en hızlı ve çalkantılı sürecinden geçiyor. Referandumdan kimsenin beklemediği “AB’den ayrılık” kararı çıkması, siyasi dengeleri altüst etti.

Sonuçların kesinleşmesinden birkaç saat sonra David Cameron başbakanlık görevinden istifa edeceğini ve Ekim ayındaki parti kongresinde yeni seçilecek Muhafazakar Parti liderine koltuğu devredeceğini açıklamıştı. Herkes partinin başına, Brexit’in liderliğini yapan ve en güçlü aday olarak gösterilen Boris Johnson’ın geleceğini düşünürken, Osmanlı torunu Johnson da adaylıktan çekildiğini açıklaması herkesi şoke etti.

Ardından parti başkanlığı için beş kişi aday oldu. Partili milletvekilleri son iki adayı belirleyecek, 150 bin parti üyesinin oylarıyla da bu adaylardan birisi Eylül ayında seçilecekti. Son ikiye kalan adaydan Andrea Leadsom’ın, yarışın hemen başında çekilmesi, Theresa May’i tek aday olarak bıraktı ve İngiltere siyasi tarihinin en hızlı ve kolay şekilde başbakanlık koltuğuna oturan lideri yaptı.

‘Demir leydi’ lakaplı Margaret Thatcher’dan sonra İngiltere’nin ikinci kadın başbakanı unvanını elde eden Theresa May, ülkenin en güneyinde yer alan Eastbourne kasabasında, orta gelirli bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası, İngiltere Anglikan Klisesi papazı olan May, bir süre St. Juliana’s Convent Katolik kız okulunda da eğitim gördü. Eşi Philip ile evlendikten kısa bir süre sonra, 25 yaşındayken, babasını trafik kazasında kaybetti. Bir kaç ay sonra da hasta olan annesi hayata gözlerini kapattı.

Az sayıda yardımcıyla çalışıyor

Selefi Cameron gibi Oxford Üniversitesi mezunu olan Başbakan May, ilk olarak 1997’de Muhafazakâr Parti milletvekili olarak parlamentoya adımını attı. Sonrasında başarı merdivenlerini hızla tırmanan İngiliz lider, 2002’de Muhafazakâr Parti’nin sözcüsü olarak kariyerine devam etti. Son olarak 2010’da İçişleri Bakanı olarak göreve getirilen ve başbakan oluncaya kadar bu görevde kalan May, en uzun içişleri bakanı unvanını da elinde bulunduruyor.

Theresa May eski çalışma arkadaşları tarafından, “sert mizaçlı, titiz, düzenli, çalışkan ve işkolik” olarak tanımlanıyor. Arkadaş canlısı biri olmadığı ve çevresiyle sıkı dostluk ilişkileri kurmadığı belirtiliyor. May’in en yakınındaki kişilerle ilişkisi bile ‘seviyeli ve resmi’. Selefi David Cameron ise tam aksine ‘arkadaş canlısı’ biri olarak biliniyordu. Hatta bu dostlukları, Murdoch’ın gazetelerinin karıştığı telekulak skandalı sürecinde, Cameron’ın başını oldukça ağrıtmıştı.

Başbakan May, yalnız veya az sayıda yardımcıyla çalışmayı tercih ediyor. Birlikte çalışmış bir kamu görevlisi, May’in altında çalışan kişilerin işlerine karışarak yönlendirme eğiliminde olduğunu söylüyor.

Eski bakanlık müsteşarlarından Kenneth Clarke, bir gazeteye verdiği demeçte, eski mesai arkadaşını, “Kahrolası zor bir kadın” diye tarif etmişti. Diğer bir müsteşar Damien Green ise eski patronu May’i, “Laf kalabalığı yapmaz. Konuşma yapmış olmak için konuşmaz. Kısa ve net konuşur. Bugün söylediği bir şeyi yarın yerine getirir.” şeklinde tanıtıyor. Bütün bu özelliklerinden dolayı Theresa May’e şimdiden, “ikinci demir leydi” lakabı takıldı bile.

Brexitci değil ama Euroskeptic!

Her ne kadar Cameron’a olan sadakatinden dolayı referandum sürecinde “AB’de kalalım” kampanyasına destek vermiş olsa da, Theresa May, AB üyesi karşıtlığı (Euroskeptic) fikirleriyle biliniyor. İlk kez İçişleri Bakanlığı görevine geldiğinde, yıllık göçmen sayısını 100 binin altına indirme vaadinde bulunmuş ve bu yönde büyük çaba sarf etmişti. Buna rağmen Mayıs ayında bu rakamın 330 bin olarak açıklanması, Brexitcilerin (AB karşıtları) ekmeğine büyük yağ sürmüş ve tarihi referandumu kazanmalarını sağladı.

Brexitcilerin kazanmasına rağmen, Brexitci liderlerin adaylıktan çekilmesi veya görevlerinden istifa etmesi, halkın büyük bir kısmında öfke ve hayal kırıklığı oluşturdu. May, Başbakan olduktan sonra yaptığı ilk açıklamada, “Brexit, Brexit demektir ve biz bunu başarıya ulaştıracağız” diyerek referandum kararından geriye dönüş olmadığı mesajını verdi. Ayrıca yeni kabinede “Dışişleri, Brexit (yeni bakanlık), Uluslararası Ticaret” gibi bakanlıklara Brexitci liderleri getirdi. Böylelikle, bir yandan AB’den ayrılık isteyen çoğunluğun öfkesini dindirmiş oldu. Diğer yandan ise Brexit görüşmelerini yürütmek için ‘şahin bir ekip’ oluşturarak nasıl bir siyaset izleyeceğinin işaretlerini verdi.

May’in yeni kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak bir önceki Londra Belediye Başkanı Boris Johnson’ı seçmesi şaşkınlıkla karşılandı. Osmanlı Devleti döneminde Damat Ferit Paşa hükümetinde bakanlık yapmış Ali Kemal Bey’in öz torunu Stanley Johnson’un oğlu olan Boris Johnson, özellikle Brexit kampanyasını yürüttüğü dönemde, Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu birçok devlet lideri veya lider adayına ağır sözler sarf etmişti.

‘Suriye’ye askeri müdahale’ önergesine de destek vermişti

Başbakan May’in, geçmişte dış politikadaki tercihleri, önümüzdeki dönemde nasıl bir siyaset tercihinde bulunacağına yönelik ipuçları verebilir. 2003’deki Irak’a müdahale kararına destek veren May, 2013’de yapılan ve sonucunda veto edilen, “Suriye’ye askeri müdahale” önergesine de destek vermişti. Geçen yıl yapılan, İngiltere’nin Suriye’de IŞİD hedeflerini bombalayan koalisyona katılıp katılmamasıyla ilgili oylamada da evet oyu kullanmıştı. İskoçya’nın batı kıyısında bulunan Trident nükleer denizaltılarının ise yeni bir nükleer silah sistemiyle değiştirilmesini savunuyor.

Geçtiğimiz günlere kadar May, İngiltere’nin AİHM’in (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) yargı yetkisinden çıkması gerektiğini dile getiriyor ve AİHM’nin yetkisinde olmasının İngiltere’nin kendi kanunlarını uygulamasıyla ilgili elini kolunu bağladığını düşünüyordu.

'Elitlerin partisi' imajını yıkmak istiyor

Başbakan May, iç politikada da Cameron hükümetinin ‘kesinti’ politikasından geri adım atarak, Ed Miliband dönemindeki İşçi Partisi politikalarına yakın bir siyaset izleyeceği sinyalini verdi. Ayrıca, Kraliçe’nin onayından sonra yaptığı ilk açıklamada, “Bu hükümet, ayrıcalıklı azınlık için değil herkes için hizmet verecek” diyerek, Muhafazakâr Parti’nin “elitlerin partisi” yönünde toplumda oluşan muhkem yargıyı kırmaya çalışacağı olarak yorumlandı.

Yemek yapmayı seviyor, leopar desene bayılıyor

Boş zamanlarında rahatlamak için yemek yaptığı bilinen May’in evinde yüzden fazla yemek kitabı bulunuyor. İngiliz Başbakan aynı zamanda otantik leopar desenli ayakkabıları ve giyim tarzıyla da adından hayli söz ettiriyor.

Eşiyle Benazir Butto tanıştırmış

Üniversite yıllarında Muhafazakâr Parti kulübü üyesi olan İngiliz lider eşi Philip May ile 1976’da katıldığı özel bir davette, Pakistan’ın eski Başbakanı Benazir Bhutto tarafından tanıştırılmış. 1980 yılında da evlenmişlerdi.

KADİR UYSALOĞLU, LONDRA

Gündem