Pzt, Eyl 25, 2017 - 01:41
A- A A+
SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ
Londra Pazartesi 25 Eylül - 01:41 Rain 16 °C Yarın Cloudy 18 °C

Türkiye giremeden İngiltere çıktı

Yayınlandı 26 Haziran 2016 - 00:38
Selçuk Gültaşlı

İtiraf edeyim, İngiltere referandumu konusunda yanıldım. Pragmatik İngilizlerin, bütün muteber uluslararası kurumların ikazlarını dinleyip, kıl payı da olsa ‘çıkmayalım’ diyeceklerini düşünüyordum.

Avrupa’da yanılanların sayısı az değil. ‘Şok’ ifadesine bize nazarla çok tasarruflu kullanan Avrupalı televizyon kanalları, gazetecilerin dün en sık kullandığı kelime ‘şok’tu. Yaranın sıcaklığında olduğu gibi şu an İngiltere’nin AB’den ayrılmasının etkilerini tam olarak ihata edemiyoruz. Bildiğimiz, dünya, Avrupa ve Türkiye siyasetini uzun yıllar boyunca etkileyecek bir kararın sabahına uyandık.

Aklıma ilk gelen tespit, Türkiye AB’ye girmek için 57 yıldır uğraşırken, İngiltere 43 yıllık AB üyeliğini bitirdi bile. İngiltere Başbakanı’nın kehaneti doğru çıkacak sanki. Türkiye 3000’de üye olacak.

An itibariyle çıkarabildiğim sonuçlar şöyle :

Çekim merkezi, refah ve zenginliğiyle üyeliğinin her derde deva olduğu düşünülen AB’nin büyüsü bozuldu. Daha önce üyelik müzakerelerini durduranlar (İzlanda), üye kabul edildikleri halde reddedenler (Norveç) olsa da ilk defa bir ülke kendi iradesi ile Birlik’i terk ediyor.

Karar, popülist, milliyetçi, aşırı sağcı, yabancı düşmanı, ırkçı ve İslamofobik güçler için zafer. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün bu kötülüklerle mücadele konusunda ortaya çıkan güçlü mutabakat ilk defa büyük yara aldı. Surda önemli bir gedik açıldı.

Irkçı ve İslamofobik partiler, sevinç çığlıkları atıyor. Fransa’da Le Pen, Hollanda’da Geert Wilders, Almanya’da AFD temsilcileri, İtalya’nın Kuzey Ligi Partisi bir taraftan ‘Avrupa’yı yendik’ naraları atıyor, bir taraftan da benzer referandumları kendi ülkelerinde yapmak istiyor.

İngiltere’deki referandumun domino etkisi ihtimalini gözardı etmemek gerek. AB’den ayrılmak isteyenlerin sesi bundan böyle daha meşru ve daha yüksek çıkacak. AB’de kalma yönünde oy kullanan İskoçlar şimdiden Birleşik Krallık’tan ayrılmak için yeni bir referandum tartışması başlattı. Yine AB’de kalma yönünde irade beyanında bulunan Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme azmini daha da keskinleştiriyor. Referandum bizim İngiltere dediğimiz Birleşik Krallık’ın da sonunu getirebilir.

Avrupa siyasetinin ‘namus, ahlak’ kanunları işledi. ‘Kaybeden gider’ kuralı İngiltere Başbakanı David Cameron’u daha 22 ay önce oturduğu koltuğundan etti. Cameron’un 23 yıl sonra Muhafazakar Parti’yi tek başına iktidara getiren lider olduğunu unutmayalım. Bir de Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nun durumunu düşünün. Bu arada, Türkiye’nin üyeliğine muhalefet eden eski Londra Belediye Başkanı ‘Türk’ Boris Johnson İngiltere’nin yeni başbakanı olabilir.

İngiltere AB Anlaşması’nın 50. Maddesi gereği Brüksel’den boşanacak. Bu boşanmanın 2 yıl içerisinde neticelenmesi gerekiyor. Bir ülke ilk defa AB’den boşandığı için sürecin nasıl işleyeceğini herkes merakla takip edecek. Boşanmanın 10 yıl kadar sürebileceğini söyleyenler olmasına rağmen, İngiltere’yi hep baş ağrısı olarak görenler sürecin hızla başlatılmasını ve neticelendirilmesini talep ediyor.

ABD’de Başkan adayı Donald Trump’ın “Muhteşem bir şey. Ülkelerini geri alan İngilizleri alkışlıyorum.” sözünü de bu kargaşada unutmayalım.

Referandum kampanyasında Türkiye’nin birden bire tartışmanın merkezine yerleşmesi ‘Erdoğan etkisine’ bağlandı. Sağcısını, solcusunu, liberalini bu geleneksek Türkiye destekçisi ülkede Türkiye aleyhine dönüştürme becerisini Erdoğan gösterdi. Tartışmanın sathiliğini tespit ederken, Erdoğan’ın bu tartışmayı kolaylaştırdığını gözlerden kaçırmamak gerekiyor.

Evet, İngiltere Türkiye’nin üyeliğini destekliyordu. Ancak kendi üyeliği tartışmalı olan, AB içinde ABD’nin Truva atı olarak görülen İngiliz desteğinin ne kadar faydalı olduğu su götürür. İngiltere’nin ayrılması ile Türkiye’nin üyelik perspektifinde kısa vadede hiç bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Son tahlilde hiç bir demokrat Avrupalı Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin AB üyeliğini savunamaz. Şu anki destek gibi görünen siyasetin tek sebebi mülteci pazarlığıdır. 30 Haziran’da açılması planlanan fasıl Türkiye AB kriterlerine yaklaştığı için değil, mültecilerin Yunanistan’a geçişini engellediği içindir.