Paz, Eyl 24, 2017 - 11:10
A- A A+
SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ
Londra Pazar 24 Eylül - 11:10 Cloudy 18 °C Yarın Rain 15 °C

İngiltere siyasetinden alınacak dersler

Yayınlandı 15 Temmuz 2016 - 17:40
Kerim Balcı

AB referandumu sonrasında Birleşik Krallık’ın ciddi bir yönetim kriziyle karşı karşıya gelmesi bekleniyordu. Adına demokratik olgunluk mu dersiniz, ülke çıkarları söz konusu olduğunda bireysel emel ve çıkarların geri planda bırakılması mı dersiniz, ne derseniz deyin, ayrılma yönünde kampanya yapanlar da dahil olmak üzere hemen herkesi şaşırtan referandumun üzerinden bir ay geçmeden ülke yönetim krizini aşmayı başardı.

Krizden en fazla zarar görmesi beklenen Muhafazakar Parti’de taşlar yerine oturdu. Bütün bunlar olurken ne demokrasinin ruhuna zarar verecek hamleler atıldı, ne de ayrılma yönünde karar vermiş olan halk aptal yerine konuldu. Oysa çok benzer bir krizi Temmuz 2015’de Türkiye yaşadığında, yaşanan yönetim krizi, halkı itham ve terbiye ederek, demokratik kurum ve müesseseler kurban edilerek, terör tehdidi ikna aracı olarak kullanılarak aşılmıştı.

Referandum sonunda ilk demokratik olgunluğu konjonktürün önünü açtığı Boris Johnson gösterdi. Adalet Bakanı Michael Gove ile birlikte ayrılma kampanyasının liderliğini üstlenmiş olan Johnson, arkasına aldığı coşkulu memnuniyetsizler güruhuna rağmen, ülkesini ve partisini daha toparlayıcı bir ismin yönetmesinin doğru olacağını ifade ederek geri çekildi. Çok sevenleri olduğu gibi, çokça nefret edenleri olduğunu da biliyordu çünkü. Bazı liderler böyle bamya gibidir. Ya çok sevenleri olur, ya da amansız nefret edenleri… Oysa ülkeleri makarna gibi liderlerin yönetmesi gerekir… Ne aşırı düşkünleri olmalı ne de adını duymaya dayanamayan düşmanları… Johnson geri çekilerek Teresa May’ın kurduğu hükümette dışişleri bakanı olmayı başardı. Aynı erdemi gösteremeyen, oysa bakanlığı döneminde oldukça başarılı olmuş olan Michael Gove ise kabine dışında kaldı.

Madem yemek metaforu üzerinden başladık, öyle devam edelim. Michael Gove, Teresa May için kolay lokmaydı. Ama Andrea Leadsom öyle değildi. May referandum döneminde Birlik’te kalma yönünde kampanya yaptığından Leadsom’a karşı zorlanması beklenirdi. İşin doğrusu son haftaya kadar ibre Leadsom’dan yanaydı. Ne var ki Leadsom, bir haftasonu gazetesine verdiği demeçte, hiç çocuğu olmamış Teresa May’a kıyasla, bir anne olmasının, kendisini daha iyi bir lider adayı yaptığı sözünü kaçırıverdi ağzından. Bu demeç Leadsom’un liderlik yarışının sonunu getirdi. Birkaç gün içinde Leadsom sadece Teresa May’den özür dilemek zorunda kalmadı, aynı zamanda May’e destek veren bir açıklama ile liderlik yarışından da çekildi. Bu tür gaflar yemekteki sinek mesabesindedir. En lezzetli, en sevdiğiniz bir yemeği yenilmez, hatta iğrenç kılabilir bir sinek… Hele de debeleniyorsa… Yani gaf tekrarlanıyorsa… Bizde siyasi muhaliflerinin çocuk sahibi olup olmadığıyla uğraşanları sistemin midesi nasıl kaldırıyor, anlamak mümkün değil…

Teresa May arkasında topladığı desteğin hakkını verdi. Öncelikle AB’den çıkma referandumunun yenilenmesi yönünde hazırlanmış olan bir dilekçeye imza koyan dört milyon Birlik’te kalma taraftarına demokrasinin oyun olmadığını hatırlattı. “Brexit, Brexit demektir. Şimdi bu karardan maksimum faydayı çıkarmaya bakmak durumundayız,” diyerek başladı yeni görevine. Kabinesini kurarken referandum sırasında ayrılma ve kalma yönünde kampanya yapanlar arasında dengeli bir dağılım gözetti. Ülkenin bir numaralı önceliği olan ayrılma görüşmelerinin başına referandum döneminde ayrılma yönünde kampanya yürüten ve daha önce parti liderliği için de yarışmış olan David Davis’i getirdi. Ayrılma döneminin en zorlu işi olacak olan ekonomiyi kontrol işini de referandumda Birlik’te kalma kampanyası yürütmüş olan eski dışişleri bakanı Philip Hammond’a teslim etti.

Bir hafta önce derin bir yönetim kriziyle karşı karşıyaymış gibi görünen ülke, referandumu yenilemeden, halkı aşağılamadan, tehdit ve hatta tenkit etmeden krizden çıkmayı başardı… Bakalım aynı başarıyı İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn gösterebilecek mi? Corbyn’in bir sinek sorunu yok, ama makarnadan çok bamyaya benziyor…